Henüz takma adımın KuruFasulyeKafa mı yoksa KuruKAFA mı olacağına karar veremediğim günlerdi. Biz dört taşkafanın henüz MSN üzerinden, okumakta olduğunuz yazıyı barındıran bu yüce kaynağın şeklini seçmeye çalıştığı zamanlar yani. İçeriğin ne olabileceği konusunda da endişelerim vardı aslında; muntazaman çelişkilere düşerim vesselam. Dört farklı yolda yoğrulmuş veya yoğrulmaya koyulmuş, dört farklı kişilik… Benim gibisi, sevgilisi ona dil çıkardı diye dertlenip dört satırda bunaltırken, üst tarafta bir diğeri, “ilişkide dil çıkarmanın faydaları” (!) başlığını atınca ne olacaktı? Pek çok konuda hep aykırı düşüncelerim olduğuna ikna olmaya başlamıştım o sıralar; her konuda muhalefeti oynamaya can atan bir ergen değilim tabii ama, kabul ettiklerim, karşı çıktıklarım yanında çok az kalır genellikle. Hassas bir konu sözkonusu olunca işler çığrından çıkar mıydı? Tek yapabileceğin, herkesin dikine gittiğini düşünürken, paralelinde sana eşlik edenler olabileceğini mi ummaktı?

Read more

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Hiçbiri

Uzun uzun anlatmaya vaktim yok ama yaklaşık altı aydır uzak kaldığım sanal aleme geri dönüş yapıyorum. Yazın sıcağında yapacak bir şey bulamadığımdan değil; yapacak şeyleri aramak bir yana, sonunda o yoğunluktan kurtuluyor olmanın getirdiği sevinçle yazıyorum şu an. Mesele sadece okul değildi. Saçma sapan bir duygusal çöküntü (Bundan sonra, “seni çökerteni sen uçurumdan at” politikasını izleyeceğim; müthiş bir şey) ve dengesiz insanlar yüzünden içine girilen bunalımlar; babamın dırdırından kurtulmak adına, bazen iki sınav arasında bile olsa gidilen iş yerinde katlandığım eziyet; rotaract’ın yükümlülükleri ve yan komşunun havlayan köpeği (En büyük mesele de köpekti galiba… Yoksa Selin miydi? Köpekti! Evet; evet… Köpekti) derken bir şey yapamaz oldum. On üç Haziran’daki “Ekonometri’ye Giriş II” sınavımdan sonra, her şey çok güzel olacak.

Köpek? Öldü geçen hafta. Ne sevindim, ne de üzüldüm.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler:

KuruKAFA olarak, Ferrari kırmızısını gördüğüm anda kalbimin kendini hırpalarcasına hızlı atmasına neden olan tutkumun peşinde yaptığım araştırma sonucu, şöyle bir tur buldum. Fiyatı (bir günlük tur için asgari 2600€’ya ek olarak benzin ve lüks lokantalarda yemek paraları) ve yaş sınırı (26) dışında her şey mükemmel; onları da tutturmak için de en az beş seneye ihtiyacım var ne yazık ki. O zamana kadar fotoğraflarına bakmaya devam edeceğiz artık. =)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler:

İnternette ingilizce olarak zamanında bir yerden kopyaladığım bir yazıyı, hayal gücümle harmanlayarak Türkçe’ye çevirdim:

Bir kadının yakın arkadaşı olan bir erkek varsa, kuvvetle muhtemel, o kadından hoşlanıyordur. Erkeklerin ilgi gördüklerinde, ilişki uzmanı duygusuz bir komando olmadıkları sürece, her zaman karşılık vermelerinden kaynaklanır bu. Onları yakın arkadaş olarak gören kadınların etrafında fazla gezinmelerinin de sebebi budur aslında. Erkekler kadınları arkadaş olarak göremez çünkü. Gel gör ki, erkek kendisini arkadaş olarak gören kadına içini dökmeye kalkarsa, o kadın kaçar ve eğer erkek fırsat bulup da anlatırsa hissettiklerini, hep aynı cevabı alır: “Sen mükkemmel birisin ama ben seni arkadaş olarak görüyorum”. Bu, erkeğin bir iş görüşmesine gidip, muhteşem bir cv verip, “İş için tam aradığımız adamsın; bütün istediğimiz özellikler sende var ama seni işe almayacağız” cevabını alması gibidir. Üstelik, CV’niz diğer adayları kıyaslamakta kullanılacak kadar da iyidir ve en sonunda sizden çok daha yeteneksiz biri işe alınır; hatta muhtemelen ya alkoliktir ya da benzer bir büyük sorunu vardır. Doğal olarak işe alınan eleman, işin altından kalkamaz ve yeni elemanı seçmek için size başvurulur ama siz yine de işe alınmazsınız. Nedenini sorduğunuzda, patron sizi bir köşeye çekip, “seni hep bir aday olarak gördüm; işveren-çalışan olarak bu ilişki yürümez” der. Kısacası, sizin işe alınmanız söz konusu bile değildir ama işe alınan kişiyle bir sorun yaşandığında günlük işleri yürütmek ve onu şikayet etmek için zaman zaman iş yerine çağrılırsınız. Bu kötü tecrübeyi unutmak için çok çaba harcasanız da, başka bir şehre taşınana dek, zaman zaman rahatsız edilirsiniz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler: , , ,

GocaKafa’yı yaşadığı ortamda da inceleme fırsatım oldu. Yavaş yavaş dünyanın en büyük öğrenci yurduna dönüşmekte olan yaşadığı şehri gezmek yerine GocaKafa’yı ilk defa oynadığını ısrarla iddia ettiği bowling’de yenmeye çalışarak geçti zaman. Bir de bu memleketin denizi falan da yok ya, nemsiz havadan dolayı oyunun hakkını veremedim; deplasmandaydık yani (bahaneye bak). İstanbul’a bir gelsin; onu profilo’ya kapatıp, 50 sayı fark atmadan dışarı salmayacağım. Diyeceksiniz ki; “beş gün yoktun ortalıkta, bu mudur yani”. Bu kadar değil elbette, battı çıktıları ve tozuyla meşhur kentin, etli ekmeklerinin de bizim lahmacun sektörüne darbe indirecek kadar güzel olduğunu belirtmem gerek. Sürekli yemek yiyip, bowling oynadım anlayacağınız. Beş günde üç kilo alınır mı be?! Alınıyormuş efendim…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler: , ,

GocaKAFA’nın müjdeyi vermesiyle beraber doğrudan karıştırmaya başladığım wordpress blog’umuzdaki ilk yazım bu. Lüzumlu, lüzumsuz, içten ve hatta yapmacık; içimizde ne kaldıysa dökeceğiz buraya. Eh, daha önceden benzer tecrübelerim olmadı değil ama işin içine çok kullanıcı girince, işler biraz değişiyor. Ona buna laf atarken bireyselliği biraz daha geri planda bırakmak gerekecek. Bunun ne gibi sonuçlar doğuracağını zamanla öğreneceğiz; şimdilik, sizi masmavi temamızla başbaşa bırakmaktan başka bir seçeneğimiz yok. İçerik olarak genişleyince, tekrar bekleriz efendim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler: , , keep looking »