Efendim İstanbul’a hoş geldim sefa geldim. Fırsat bu fırsat, hazır gelmişken etkinleşeyim dedim kendi kendime. Malum bizim oralar mahrumiyet bölgesi.

E bir de blog yazarları sadece İstanbul’da yaşamıyor değil mi ama?

- Evet.

- Ciddi misin?

- Evet yahu…

Otobüstü, tramvaydı, dolmuştu derken kendimizi okulun önünde bulduk sandık, lakin yanılmışız. Çık Allah çık bir meyil, bir yokuş sormayın gitsin. Bu okulda okuyanın ne kilo problemi olur ne de obezite kihkihkih…

Kapıda kimlik sormadılar, ziyaretçi kartı vermediler, hatta oditoryum nerede diye (bakalım soracak mı bakışları ile…) güvenliğe sordum inanın. Garip geldi kimliğimin sorulmayışı. Düşündüm bir süre iyi mi yoksa kötü bir şey mi diye. Karar veremedim vazgeçtim düşünmeyi bıraktım.

Girdim kapıdan, üst kata çıktım kafamdaki bir çok soru işareti ile birlikte.

- Neden Salı günü ya da neden ayın 6’sı idi konferansın tarihi? Tahmini yaklaştığınızda bir çok blog yazarının hafta içi çalışıyor olabileceği düşünülür ister istemez, değil mi ama? 06.11.07 Hmm özel bir anlamı da yok şöyle baktığınızda… Hayır ayın 7’si olsa biraz daha anlam uydurabileceğim. 07.11.07 kafiyeli olsun diye yaptılar herhalde falan diyeceğim lakin o da mümkün değil. Velhasıl gelen kadar bir o kadar da gelemeyen blogcu olmuştur sanırım.
- Neden Microsoft sponsor olmuştu? Yanlış anlaşılmasın, bu bir sakınca ya da yerme değil… Lakin evsahipliğini üstlenen Yıldız Teknik bunu kendi başına beceremez miydi acaba? Ya da kullanılan hazır sistemlerin Türkiye temsilcisi forumlar bir araya gelemez miydi? Ya da herhangi bir üniversitenin, herhanbi bir bilişim kolu bunu sağlayamaz mıydı? Yani illa ki birilerine (mesela ben…) konuşma fırsatı dahi vermemek adına kendi başına yapılamaz mıydı bu etkinlik? İllaki sponsor lazımdıysa neden açık kaynak vs… uff fazla uzadı, sıkıldım. Anladınız siz ne demek istediğimi. Ya da nasıl anlamak istiyorsanız…

Kafamdaki bilumum soruların eşliğinde salona doğru tam da meyletmişken, kenarda sessiz sakin bir masa üzerinde bekleşen kağıt tomarları çarptı gözüme. Masa başındaki kişi bir form, bir microsoft not kağıdı, bir de kalemi hediye etti.

Etkinlik Değerlendirme Formubaşlığında bir takım sorular sormuşlardı hal-hazırda. 1-5 arasında bir puanlama sistemi ile etkinliği puanlamamız isteniyordu. En altta ise;

“Sizinle aşağıdaki konularda bağlantıya geçelim mi ?”

diye bir soru ve altında da,

teknolojistler.com adresinde blog yazarı olmak isterim.”

diye bir seçenek.

Kendileri kim bilemedim, daha önce de duymamıştım. Sanırım Yıldız Teknik Üniversitesi’nden bir grup öğrenci. Kendilerine teknolojistler demişler lakin;

“Microsoftcuyuz aaabiii”

deseler daha yerinde olur sanırım. Sitelerinde görebildiğim tek şey bu çünkü.
Tüm bu etkenlerin ışığında cevaplayamadığım bilumum soru işaretleri arasından sıyrılıp salona geçtim. Hem popomun, hem kapsama alanımın, hem de kameramın en beğendiği yere kuruldum.

Program tam da sayın Süleyman Sönmez‘in kalem kalem anlatığı gibi geçti. En azından, Alemşah Öztürk‘e kadar. Çünkü ötesine katılamadım, izleyemedim. Lakin Süleyman Sönmez’in tavrı garip geldi. Bilumum bloglara girip,

“Ahanda yazdım tüm olan biteni; görün, bakın, paylaşın…” türevi yorumlarını görünce içimden güldüm ister istemez. Siz ki PR 4, yazdığı okunan bilinen bir kişi olarak böyle davranırsanız, biz yeni yetmeler iki kelam edince neler etmeyiz sonra değil mi? Velhasıl kelam, sitesine bloguna yakıştıramadım. Ama belki de yazılan yazıların, emeklerin çalınması, çırpılması karşısında bir çarpışma yöntemidir bu şekil davranışı… Kim bilir?

Öte yandan kendisinin çalışmasına yetişecek başka bir yazıya da rastayamadım. Malum Süleyman Sönmez almış kaleme, nakış gibi işlemiş konuyu. Kim kendisi ile tekrara girme hatasına düşsün ki ?

Diğer yandan sayın Leothemaster videoları vermiş blip.tv aracılığı ile, katılamayanlar izleyebilsin diye. Sağolsun varolsun, ellerine sağlık…
Selçuk hoca fi tarihinde duyurmuş sağolsun, bildirgeç‘te. Heh hayret bildirgeç nasıl olmuşda konferans bittikten sonra vermemiş haberi heh.

Sonuç itibarı ile eğrisi ile doğrusu ile bir konferans geçti, peki bizlerin eline neler geçti, ya da geçemedi ya da kayıp gitti bir bakalım.

Blog konferansında Microsoft teknolojileri hakkında bilgi sahibi olduk. Şahsi görüşüm konferans tarihinin buna göre ayarlanmış olabileceğine dair. Beni ister taşlayın, ister meydanda sallandırın, isterseniz de diri diri yakın, gömün.Ama bu tarz bir oluşumda microsoft sponsor ise, sayın Çağlayan Arkan bize bahsettiği o kadar işinin arasında bu konferansa gelip Microsoft Teknolojilerini anlatıyorsave bu konferans haftanın tam göbeğinde yapılıyorsa benim aklıma başka bi şey gelmez.

Bu konferans blog yazarları arasındaki uçurumu daha da belirginleştirmiştir. Yani kaş yapayım derken asında göz çıkarmışlardır. Bakınız : http://www.dmry.net/turkiye-blog-konferansi-ymis Benzer yorumlar başka bloglarda da mevcut. Fazla söze gerek yok.

Teknoloji TV benzerleri ile daha da profesyonel bir seviyeye taşınabilirmiş. Herhangi bir radyo programı ile ilişkilendirilebilir, canlı yayında tüm dinlemeye heveli blogculara ulaşılabilirmiş.

Tüm konuşması “Amerika’ya gittim tüm dostlarıma aileme ulaşmak için blog yazdım” dan öte birşeyler söyleyebilecek, kişisel hikayeden çok blog ve bloglama hakkında bilgi verebilecek hatip yeteneği olanlara söz verilebilirmiş.

Bu -muş, -miş’ler asla bitmez ve de bitmeyecek. Lakin şu da bilinsin ki, amaç meyve veren ağacı taşlamak değil; budanmasına, ayrık otlarının temizlenmesine yardımcı olup daha iyi meyve vermesine yardmcı olmak.

İşte tüm temennimiz budur…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Etiketler: , , , , ,

Comments

Name (gerekli)

Email (gerekli)

İnternet sitesi

Speak your mind

5 Comments so far

  1. Techy News » Blog Archive » Blog Konferansı 07 - Hayır 7′nci değil 1′nci henüz… on Kasım 10, 2007 03:13

    […] Read the rest of this great post here […]

  2. h-yaman on Kasım 11, 2007 00:57

    Eğer Blog Konferansı olacaksa Microsoft teknolojileri üzerine konuşmak çok yersiz olmuş. Ben katılmadım ama bir gözlemci olarak yorumum; eline gözüne bulaştırdı bunu düzenleyenler.

  3. Süleyman SÖNMEZ on Kasım 12, 2007 10:11

    Merhaba sizin de görüşlerinizi okumak için geldim. Bir çok yorumda söylediğim gibi bir çok blogu takip ediyorum. Her birine ayrı ayrı değer veriyorum.

    Ben yazmaya başladığımda PR yoktu. Günde sadece 10 kişinin okuduğu Mihrace.NET sitesinde yazdığım Türkçe konuları daha anlatan da yoktu bloglar da yoktu.

    Kendimi motive etmeye devam ederek kütüphane kütüphane gezmeye bir yazı için bazen günler harcamaya devam ettim.

    Yılar geçti. Ama günde 100 kişi gelse çocuk gibi seviniyordum. Hele birisi yorum yazsa. Bir buçuk yılın sonunda Google adsense’den daha tek bir çek de alamamıştım. Anlayacağınız sadece yazmaya devam ediyordum.

    Aynı zamanda hem öğretmen olduğumdan, hem bilgi işlem bölümünü yönettiğimden günde 10 saate yakın çalışıyordum. Akşam yemek yiyor eş dost… Gece oturup yazmaya devam ediyordum.

    Dediğim gibi yıllar akıp geçtikçe okunmaya başladım. Ama reklam yapmak isteseydim Ferruh Mavituna başta olmak üzere pek çoğu Blograzzi’de ilk 50 de bulunan arkadaşıma bana bir link verin derdim. İnanın yeter de artardı.
    Ama ben bunu istemedim.

    Ben reklam yapmak için bloglara yazmadım. O yazıyı okuyanların blog konferansını - paylaşmak için tüm gece uyumadan sabah ezanıyla yattığımda bitirdiğim makaleyi- okumalarını istedim. Hizmet etmek istedim.

    Ne yazık ki beni suçlamışsınız. Ne zor bir iş yapıyoruz. Ne maddi, ne manevi olarak, harcadığımız emeğin karşılığı bu değil.

    Acı böyle eleştirilmek. İnsanın çok zoruna gidiyor.

    Yine de canınız sağolsun.

    Sizleri görmekten işitmekten memnunum.

    Demek ki bundan sonra hiç bir bloga yorum yazmamalıyım. “Cool” mesafeli ve havalı davranmalıyım.

    Çünkü başka türlüsü reklam olarak algılanıyor.

    Sizin de dediğiniz gibi günde ortalama 3000 insanın geldiği PR 4 olan bir blogun reklama çok ihtiyacı varmış gibi.

  4. Kerkenez on Kasım 13, 2007 00:06

    Microsoft nereye el atsa isanları oradan soğutuyor. Blog kültüründen nasıl para kazanabilirimden çok, bu insanlarla neleri paylaşabilirim düşüncesi daha ağır bassa Zaten blog kullanıcılarının %80′nin den fazlası müşterisini daha da mutlu edecek.

  5. EskiKAFA on Kasım 14, 2007 01:52

    işte söylemek istediğim de bu. Yineliyorum; siz ki PR4 lü bir blog sahibi olarak bunlara ihtiyaç duymamalısınız. Verdiğiniz cevap ile sitelerdeki tutumunuzu sürdürüyorsunuz,farkında mısınız bilmem?

    Benim sizin emeklerinize çalışmalarınıza dil uzattığım falan yok.Konuyu ayrı yere çekmeyin lütfen. Sizin söylediğiniz ithamımın son cümlelerine bakın bir de.

    “Ama belki de yazılan yazıların, emeklerin çalınması, çırpılması karşısında bir çarpışma yöntemidir bu şekil davranışı… Kim bilir?”
    Ben sizden o yönde bir yanıt vermenizi beklerdim.

    Utanç duvarı ile de ilgili söylenecekler var ama daha zamanı değil. Daha fazla konuşmama müsade yok. Nasıl olsa vakti geldiğinde herkes öğrenecek.